AVRUPADAN Youtube Video
Her 10 kişiden 9’u çocuk istiyor ama doğum oranı 1,32’ye düştü
Almanya’da çoğu kişi çocuk sahibi olmak istiyor. Ancak savaş, konut, gelir ve kariyer kaygıları aile planlarını erteliyor. Doğum oranı ise düşmeye devam ediyor.
Almanya’da insanların sahip olmak istediği çocuk sayısıyla gerçekte dünyaya getirdiği çocuk sayısı arasındaki fark giderek büyüyor. Federal Nüfus Araştırmaları Enstitüsü’nün (BiB) yeni araştırması, özellikle savaş, ekonomik koşullar ve konut sorununun gençlerin aile planlarını etkilediğini ortaya koydu.
Tagesschau’nun haberine göre araştırma, yılda iki kez yaklaşık 30 bin kişinin katıldığı FReDA aile ve nüfus araştırmasının verilerine dayanıyor. Katılımcıların yüzde 90’ı çocuk sahibi olmak istediğini belirtiyor.
Ancak Almanya’daki doğum oranı 2021’den bu yana sürekli geriliyor. Kadın başına düşen ortalama çocuk sayısı 1,58’den 1,32’ye indi.
İdeal sayı 2,2 çocuk
Katılımcılara hiçbir engelin bulunmadığı ideal koşullarda kaç çocuk sahibi olmak istedikleri sorulduğunda ortalama 2,2 çocuk yanıtı verildi. Bu rakam son yıllarda büyük ölçüde değişmedi.
Ancak gerçek hayattaki çocuk sahibi olma planlarında gerileme başladı. 2024’e kadar ortalama çocuk isteği yaklaşık 1,8 seviyesinde kalırken, 2025 verilerinde ilk kez belirgin düşüş görüldü.
Kadınların planladığı ortalama çocuk sayısı 1,7’ye, erkeklerde ise 1,6’ya geriledi.
BiB Başkan Yardımcısı Martin Bujard, ideal çocuk sayısıyla gerçekleşen doğumlar arasındaki farkın çok yüksek olduğuna dikkat çekiyor. İnsanların ideal olarak istediği çocuk sayısı, mevcut doğum oranından neredeyse bir çocuk daha fazla.
Konut sorunu aile kurmayı engelliyor
Araştırmada ailelerin günlük yaşam koşullarına ilişkin memnuniyeti de incelendi. Katılımcılar kreş imkânları ve doğaya erişim konusunda genel olarak olumlu görüş bildirirken en büyük sorunlardan biri konut oldu.
Katılımcıların yalnızca yüzde 22 ila 29’u mevcut konut imkânlarından memnun olduğunu söyledi. Bu, araştırmada incelenen bütün alanlar içindeki en düşük oran oldu.
Kariyer fırsatları ve gelir konusundaki kaygılar da çocuk sahibi olma kararını olumsuz etkiliyor.
Araştırmaya göre işinden, gelirinden ve konut koşullarından memnun olanların önümüzdeki üç yıl içinde çocuk sahibi olmayı planlama ihtimali yaklaşık yüzde 5 artıyor. Bu etki özellikle kadınlarda daha belirgin.
En büyük kaygı savaş
Gençlerin aile planlarında ekonomik sorunlardan daha güçlü bir başka etken ise gelecek kaygısı.
Araştırmaya katılanların yüzde 85’i savaş konusunda endişeli veya çok endişeli olduğunu belirtti. Böylece savaş, araştırmada ölçülen en büyük gelecek kaygısı oldu.
İkinci sırada Almanya’daki demokrasinin zarar görebileceğine ilişkin endişeler bulunuyor. Bu kaygının önceki yıla göre belirgin biçimde arttığı görüldü.
İklim değişikliği de genç yetişkinlerin önemli endişeleri arasında yer almaya devam ediyor.
Yoğun kaygı çocuk isteğini yüzde 10 azaltıyor
Araştırmaya göre demokrasi ve iklim konusunda ciddi kaygı yaşayan hem kadınlar hem de erkekler daha az çocuk sahibi olmayı düşünüyor.
Savaş endişesi ise özellikle erkeklerin aile planlarını etkiliyor. Araştırmacılar bunun nedenlerinden birinin erkeklerin olası askerlik hizmetiyle daha doğrudan karşı karşıya kalması olabileceğini değerlendiriyor.
Genel olarak geleceğe ilişkin çok büyük kaygılar yaşayan kişilerin çocuk sahibi olma isteği yaklaşık yüzde 10 azalıyor.
Sorun krizlerin aynı anda yaşanması
Araştırmacılar gençlerin daha önce de büyük toplumsal sorunlarla karşılaştığını hatırlatıyor. Soğuk Savaş veya 1970 ve 1980’lerdeki çevre sorunları da önceki kuşaklarda kaygıya neden olmuştu.
Ancak BiB’ye göre günümüzde farklı olan, çok sayıda krizin aynı anda yaşanması. Savaş, iklim değişikliği, demokrasi tartışmaları, ekonomik sorunlar ve konut sıkıntısı gençlerin karşısına aynı anda çıkıyor.
Sosyal medya ve haber akışı da bu krizlerin gün boyunca sürekli görünür olmasına neden oluyor.
Çocuk planı ertelendikçe sayı düşüyor
Araştırmacılar, çocuk sahibi olma kararının sürekli ertelenmesinin de doğum oranını aşağı çektiğine dikkat çekiyor.
Bir kişi iki çocuk istediği halde ekonomik veya toplumsal koşullar nedeniyle yıllarca bekleyebiliyor. Ancak biyolojik olarak çocuk sahibi olunabilecek sürenin sınırlı olması nedeniyle iki çocukluk plan zamanla yalnızca bir çocukla sonuçlanabiliyor.
Uzmanlara göre doğum oranını artırmak için yalnızca insanların çocuk sahibi olmasını teşvik etmek yeterli değil. Uygun fiyatlı konut, güvenilir çocuk bakım hizmetleri, istikrarlı çalışma koşulları ve aile dostu iş ortamlarının oluşturulması gerekiyor.
Geri Dön 03 Eylül 2026 Perşembe Önceki Yazılar