AVRUPADAN Youtube Video
İngiltere AB’ye yeniden yaklaşıyor
İngiltere, güvenlik ve ekonomi baskısıyla AB ile ilişkileri sıkılaştırmak istiyor. Ancak bu açılım, yeni maliyetler ve Brexit tartışmalarını da yeniden büyütüyor.
İngiltere, artan jeopolitik gerilimler ve ekonomik baskı nedeniyle Avrupa Birliği ile ilişkilerini yeniden derinleştirmeye çalışıyor. BBC’nin haberine göre İngiltere’nin AB ile ilişkilerden sorumlu bakanı Nick Thomas-Symonds, hükûmetin bu süreçte “iddialı” ve “acımasız biçimde pragmatik” bir çizgi izlediğini söyledi. Londra, özellikle ulusal çıkar gördüğü alanlarda Brüksel’le daha yakın çalışmak istiyor.
Güvenlikten ekonomiye uzanan yakınlaşma
İngiltere’nin Avrupa ile yakınlaşması en açık biçimde güvenlik ve savunma alanında görülüyor. Ukrayna konusunda ortak tutum, Avrupa’nın savunma yükünü daha fazla üstlenme arayışı ve ortak silah tedariki bu eğilimin başlıca örnekleri arasında gösteriliyor.
Ancak Londra’nın asıl dikkat çektiği alan ekonomi. Keir Starmer hükûmeti, Brexit sonrası oluşan ek maliyetleri ve bürokrasiyi azaltarak İngiliz şirketlerinin en büyük ihracat pazarı olan AB ile daha rahat ticaret yapmasını hedefliyor.
Yaz aylarına kadar yeni anlaşmalar hedefleniyor
İngiltere, yaz aylarına kadar Brüksel ile birkaç önemli başlıkta ilerleme sağlamak istiyor. Bunların arasında gıda ve tarım güvenliği anlaşması, karbon emisyon ticareti düzenlemesi ve gençlere sınırlı süreli çalışma ya da eğitim imkânı sağlayacak bir program bulunuyor.
Taraflar bu hafta ayrıca İngiltere’nin Erasmus+ programına yeniden katılacağını da açıkladı. Böylece daha fazla İngiliz gencin Avrupa’daki eğitim imkânlarına erişmesi amaçlanıyor. Hükûmet ise tüm bu adımların Brexit halkoylamasına ve seçim bildirgesindeki kırmızı çizgilere aykırı olmadığını savunuyor. Londra, AB’ye, tek pazara ya da gümrük birliğine dönüş hedefi bulunmadığını vurguluyor.
Muhalefet “kural koyan değil, kural alan oluruz” diyor
Ancak bu yaklaşım ülkede yeni bir siyasi tartışma yarattı. Reform UK ile Muhafazakâr Parti, AB ile “uyum” sağlanmasının fiilen AB kurallarını kabul etmek anlamına geldiğini savunuyor. Onlara göre bu, İngiltere’yi yeniden “kural koyan” değil “kural alan” bir ülkeye dönüştürebilir.
Starmer hükûmeti ise tam tersini söylüyor. Bakanlar, yalnızca İngiltere’ye yarar sağlayan alanlarda anlaşma yapmanın, Brexit sonrası elde edilen egemenliğin pratik kullanımı olduğunu savunuyor. Hükûmetin, bazı alanlarda gelecekteki Avrupa standartlarına daha hızlı uyum sağlanabilmesi için yeni bir yasal düzenleme hazırlığında olduğu da belirtiliyor. Bu tasarı, ülkede yeniden “arka kapıdan AB’ye dönüş” eleştirilerini gündeme taşıdı.
Yakınlaşmanın bir faturası da var
Londra’nın AB ile yaptığı ya da yapmayı planladığı anlaşmaların önemli bir maliyeti de bulunuyor. Erasmus+ programının yalnızca ilk yılda İngiliz vergi mükelleflerine 570 milyon sterline mal olması bekleniyor. İngiltere’nin daha önce yeniden katıldığı Horizon bilim programının yıllık maliyeti ise 2,2 milyar sterlin düzeyinde.
Buna karşılık destekleyenler, Horizon’a geri dönüşten iki yıl sonra İngiltere’nin programdan en çok yararlanan ülkelerden biri hâline geldiğine dikkat çekiyor. Thomas-Symonds da İngiltere’nin ulusal çıkarına aykırı hiçbir anlaşmaya imza atmayacağını söylüyor. Bu nedenle Londra, AB’nin SAFE savunma kredi programına, istenen 2 milyar avroluk katkı payı nedeniyle şimdilik katılmıyor.
Brüksel’in talepleri daha da büyüyebilir
Asıl hassasiyet ise burada başlıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yakınlığıyla bilinen Avrupa Parlamentosu üyesi Natalie Loiseau, İngiltere AB tek pazarına ne kadar yaklaşmak isterse o kadar fazla AB kuralına uyum sağlamak zorunda kalacağını söylüyor.
Habere göre bu yakınlaşma çok derinleşirse, Brüksel ileride serbest dolaşımı bile yeniden gündeme getirebilir. Bu ise İngiliz hükûmetinin açık biçimde reddettiği başlıklardan biri. Enerji alanındaki görüşmeler de bu gerilimi gösteriyor. İngiltere, AB’nin iç elektrik piyasasına erişmek istiyor. Ancak Brüksel, bunun karşılığında İngiltere’nin uyum fonuna ödeme yapmasını talep ediyor. Londra ise bunu şimdilik müzakerelerin açılış pozisyonu olarak göstermeye çalışıyor.
Ekonomik getiri tartışmalı
Hükûmet, yalnızca gıda anlaşması ile karbon düzenlemesinin 2040’a kadar İngiltere ekonomisine 9 milyar sterlin katkı sağlayacağını öne sürüyor. Ancak eleştirmenler, bunun çok uzun vadeli bir hesap olduğunu ve bugünkü ekonomik baskıyı hafifletmek için yeterli olmayabileceğini söylüyor.
Bir başka eleştiri de şu; İngiltere ekonomisi ağırlıklı olarak hizmet sektörüne dayanıyor. Buna rağmen şu ana kadar öne çıkan anlaşmaların daha çok mal ticareti üzerinden ilerlediği belirtiliyor. Bu nedenle yapılan açılımın ekonomide beklenen büyük etkiyi yaratıp yaratmayacağı tartışmalı görülüyor.
ABD dengesi de işi zorlaştırıyor
Bütün bu süreç, İngiltere’nin ABD ile ilişkilerinin gerildiği bir döneme denk geliyor. Haberde, Donald Trump’ın son dönemde Starmer’ı İran savaşı konusundaki tutumu nedeniyle açık biçimde eleştirdiği aktarılıyor. Geçen mayısta açıklanan sınırlı ABD-İngiltere ticaret anlaşmasının da Trump tarafından bozulabileceği tehdidi gündeme geldi.
Bu durum, Londra’nın önündeki temel soruyu daha görünür hâle getiriyor: İngiltere AB ile ne kadar fazla uyum sağlarsa, başka ülkelerle, özellikle de ABD ile bağımsız ticaret anlaşmaları yapma iddiasını sürdürmesi o kadar zorlaşabilir. Yani Londra, bir yandan Avrupa’ya yaklaşırken, diğer yandan Brexit’in en temel vaatlerinden biriyle yeniden karşı karşıya kalıyor.
Geri Dön 18 Nisan 2026 Cumartesi Önceki Yazılar